Hasan Polatkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Polatkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2016 Salı

SON BAŞ VEKİL; Demokrasi Şehidi Adnan Menderes, 55 yıl önce bugün "vatan haini, insanlık düşmanı, kalleş ve mücrim isyancılar" tarafından, alçakça ve hunharca asıldı!..

ACISI, 55 YILDIR İÇİMİZDE...
Menderes 55 yıl önce bugün darbeciler tarafından asıldı
OKULDA MİSYONERLERLE BAŞI DERDE GİRDİ
1899 yılında Aydın'da doğdu. Asıl adı Ali Adnan Ertekin Menderes'tir. Babası İzmirli Kâtipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler'den Tevfika Hanım'dır. Anne ve babasını daha çok küçük yaşta iken kaybetti. O'nu Anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi'nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji'nde okurken; Memleket ve millet aleyhine faaliyet gösteren misyonerlere karşı verdiği mücadelede başı derde girdiği için, çeşitli makamlara "misyonerlerin def-i talebiyle" müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Mahmut Celâl Bayar'la böyle tanıştı ve kader arkadaşı oldu.
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES, 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
KURTULUŞ SAVAŞI'NDA İSTİKLAL MADALYASI ALDI
1931 yılında, bizzat Mustafa Kemâl ATATÜRK'ün (keşfi) arzu ve talimatları doğrultusunda CHP (Halk Partisi) Aydın milletvekili seçildikten sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girerek, 1935 yılında başarıyla mezun oldu. Yedek subay eğitimi almasına karşı, Birinci Dünya Savaşı'na sıtma hastalığına yakalandığı için katılamayan Menderes, Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği başarılardan ötürü İstiklal Madalyası almaya değer görüldü. İzmir'in ünlü ailelerinden, Evliyazade Fatma Berin Hanım ile 1929 yılında evlendi ve bu evlilikten Yüksel, Mutlu, Aydın olmak üzere üç oğlu oldu.
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
1945'DE CHP'DEN AYRILDI
16 Mayıs 1945'de toprak reformu kanunu tasarısını, ağırlıklı bir biçimde protesto etmesinden ve adalet ve hukuktan yana tavır koymasından dolayı Adnan Menderes, Fuat köprülü ve Refik Koraltan yaptıkları muhalefet ve Parti Yönetimiyle TBMM Başkanlığına verdikleri "DÖRTLÜ TAKRİR" (adalet, hukuk ve Cumhuriyetler tarihine geçen muhteşem bir Demokrasi Manifestosu) nedeni ile Cumhuriyet Halk Partisinden; "İnsan hakları, adalet, hukuk ve siyasi ahlâk yanlısı oldukları için, Cumhuriyet Halk Partisinin istikbali, başlıca hedef ve amaçları ile 11 Kasım 1938'de, Cumhuriyet ve Halk Partisinin kurucusu "Gazi Mareşâl Mustafa Kemal ATATÜRK'e karşı" ifa ve icra ettikleri "KARŞI DEVRİM" ilkelerinin terakkiî yönünden sakıncalı bulunarak) siyasi teşekküllerinden atıldılar. Bu enteresan olaylar, Türk Siyaset, Cumhuriyet ve Demokrasi tarihinde çok hayırlı, yararlı ve parlak sonuçlara vesile oldu. 07 Ocak 1946'da "Türkiye Cumhuriyetini dikta, cunta, despotluk ve tasalluttan kurtaran; Cumhuriyeti Demokrasi ile buluştıran ve Milleti Devletle barıştıran" tarihi ve kadim Demokrat Parti kuruldu. 
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER"  TARAFINDAN ASILDI
DEMOKRAT PARTİ KÜTAHYA MİLLETVEKİLİ OLDU
Adnan Menderes Demokrat Parti aracılığı ile (açık oy / gizli sayım şaibesi ile dünya çapında ayıplı, utanç verici / Halk Partisi zihniyeti icadı) 1946 seçimlerinde Kütahya milletvekili olarak tekrar meclise girdi. Dört yıl süreyle Türk ve dünya siyaset tarihinde emsali görülmemiş bir hak, adalet, fazilet ve hukuk mücadelesi ile milletle bütünleşti. Dönem itibarıyla adeta yeni bir "kurtuluş savaşı" verilerek 'Beyaz İhtilâl' olarak adlandırılan 14 Mayıs 1950 seçimlerini; Demokrasi Zaferini müteakip, hilesiz hurdasız olarak, mertçe "tam bir edep, adalet, mutabakat ve gönül birliği" neticesinde, çok onurlu ve soylu bir şekilde Demokrat Parti genel başkalığına seçildi. On yıl süre ile, adeta bir "ASR-I SAADET" dönemine baş vekillik etti. Bu on yıllık sürede Türkiye için önemli olayların gerçekleştiği ve BM normlarına göre 10 yılda 100 yıla tekabül eden bir kalkınma ve gelişme sürecinin yaşandığı harikulâde (efsanevi) dönemlerden biridir.
"SON BAŞVEKİL, 
ADNAN MENDERES 
55 YIL ÖNCE BUGÜN 
DARBECİLER TARAFINDAN 
ASILDI"
SANAYİ HAMLESİ BAŞLATTI
Tarihi ve kadim Demokrat Partinin iktidar (DEVLET) olması ile birlikte Sanayileşme, şehirleşme, kalkınma, gelişme, despotluktan (Cunta, sulta, vesayet, vekâlet, kripto mandacılığı ve tasalluttan, hırsızlık, haksızlık, kanunsuzluk ve yolsuzluktan) kurtulma, demokratikleşme ve "Muasır Medeniyet Seviyesine Ulaşıp, bu seviyeyi de azim ve kararlılıkla aşma" hamlesi başladı. Ayırımsız tüm İnsanların yaşam kalitesini yükselterek, refah, huzur ve saadetini "kalıcı ve sürdürülebilir tarzda" arttıracak bütün tedbirler alındı. Düzenlemeler yapıldı. Halkın evlerine refah, modernizasyon, rahatlık ve herkes için yaşam kalitesi, köylere makine girdi, elektrik, yol/ulaşım, su, enerji, okul/eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık; Hasılı medeniyet namına dünyada ne varsa Türkiye de yeniden başladı. Türkiye kalkınma gelişme, yükselme ve "insan gibi yaşama, insanca hayat sürme" kavramlarıyla, "özgürlük, adalet, hak, hukuk ve güvenlikle" tanıştı.
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER
TARAFINDAN ASILDI"
UÇAK KAZASINDAN SAĞ KURTULDU
Merhum ve müstesna Başbakan, "son Baş Vekil" Adnan Menderes'in İngiltere'nin başkenti Londra yakınlarında geçirdiği ve mucize kabilinden sağ kurtulduğu uçak kazasının üzerinden 54 yıl geçti. 1959 tarihli uluslararası gazetelerin çoğunun manşetinde uçak kazası haberi ile Menderes'in fotoğrafları bulunuyor.
Daily Mail gazetesi kazayı "Menderes Mucizesi" manşetiyle, Daily Herald gazetesi "Barış uçağında dehşet: 12 ölü", Manchester Guardian gazetesi "Menderes uçak kazasından sağ kurtuldu", Daily Telegraph gazetesi "Menderes kazadan sağ kurtuldu", Daily Mirror gazetesi ise "Uçak kazasında 12 kişi ölürken, Türk Başbakanı kurtuldu" başlıklarıyla duyurdu. Londra'daki Kıbrıs konferansına gelirken ormanlık bir alana uçağı düşen Menderes'in sağ kurtulduğunu vurgulayan gazeteler, sayfalarında uçağın enkazından ve itfaiye ekiplerinin enkaz aramasından fotoğraflara da yer verdi. Yoğun sisin etkili olduğunu belirten dönemin İngiliz gazeteleri, haberlerinde ilginç detaylara dikkati çekti. (Bu konuda ayrıntılar için; AP Bursa Milletvekili, Avukat Ertuğrul MAT'ın, "DEMOKRASİ YOLUNDA KARINCA MİSALİ" adlı kitabının incelenmesinde ve mücizevi hakikatlerin öğrenilmesinde yarar var)
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
27 MAYIS 1960'DA CUNTA DARBE YAPTI
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en lânetli, muzlim ve karanlık günü olan 27 Mayıs 1960 sabaha karşı saat 4'te, Türkiye Cumhuriyetinin tek yayın organı olan Ankara Radyosunda Kurmay Albay, asi, isyancı ihanet şebekelerinin borazancısı (Kod Adı) Alparslan Türkeş (asıl adı Hüseyin Feyzullah) Türk Silâhlı Kuvvetleri olarak yönetime el koyduklarını belirtti. İhanet söylemlerini kustu. Sözde askeri darbenin (dör başı mamur isyan, tam teşekküllü vatana ihanet ve en kalleşinden kalkışma) sebeplerini bir radyo bildirisi (adlı yalan, şer/şeamet ve iftira furyası) ile halka duyurdu. Baş Vekil Adnan Menderes ise 27 Mayıs 1960 günü Kütahya'da, ihanet şebekesinin uzantı, yardım-yatakçı ve yaltakçılarından Albay Muhsin Batur tarafından cebren gözaltına alınarak Ankara'ya götürüldü.
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
DARBENİN ARKASINDAN CHP ÇIKTI
Bu güne kadar ulaşılan tarihi belgeler, sözde "27 Mayıs İhtilali" denilen isyan, ihanet ve kalkışmayı himaye, idare ve teşvik ederek yaptıran CHP ve İsmet İnönü'nün, Adnan Menderes'in asılması için de askerlere baskı yaptığını açıkça ortaya koydu. Daha sonra, idamlardan dolayı pişmanlığını belirten Cemal Gürsel, kamuoyuna açıkladığı bir mektubunda, "İnönü ve CHP'den gelen baskılara sesimi çıkartamadım. İdam üzerinden demokrasinin kurulamayacağını bu toplum mutlak bir gün anlayacaktır" itirafında bulunuyor.
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
CUNTACILARIN DÜZMECE MAHKEMESİ İDAMA MAHKUM ETTİ
27 Mayıs darbesini yapan cuntacı, dönme, devşirme, kripto ve Amerikan uşağı vatan hainlerinin özel olarak kurdukları mahkeme olan; Ve fakat yarım asırdır "çadır tiyatrosu" adı ile "lânetle" anılan Yüksek Adalet Divanı 9 ay 27 gün süren; İnsanlık dışı ve "SİZİ BURAYA TIKAN İRADE BÖYLE İSTİYOR" biçimli, Türk ve Dünya hukuk tarihinin utancı, yüz karası, sözde yargılama süreci sonunda 14 kişinin idamına, 31 kişinin de ömür boyu hapse mahkûm edilmesine karar verdi. Geri kalan 418 sanığa ise 6 ay ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları veya beraat kararı verildi. Ayrıca, başta Sivas Kampı olmak üzere ülkenin dört bir tarafında kurulan engizisyon mahkemelerinin karar ve icraatları, ne yazık ki millete duyurulmadı. 
ÖNEMLİ NOT: Yassıada mahkemelerinin bütün safahatı ile duruşmalarının tamamı RADYO'dan naklen verildi. Bu ADİ, aşşağılık ve menfur tiyatroda; Başta Adnan MENDERES olmak üzere bütün Demokrat Partililere yapılan, aleni baskı, zulüm, işkence, iftira, tahrik, tahkir ve aşağılama girişimleri ile "savunmasız ve çaresiz bırakılan DP'lilerin hüzünlü hali" bütünüyle canlı olarak yayınlandı...
UMARIZ: 15 TEMMUZ FAİLLERİ'NİN DURUŞMALARI DA AYNI ŞEKİLDE AÇIK, ALENİ VE NAKLEN (RADYO VE TELEVİZYONLARDAN) CANLI OLARAK YAYINLANIR.  
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
İDAMININ ARDINDAN ADALET PARTİSİ İKTİDAR OLDU
Hunharca öldürülmesinden yalnızca 29 gün sonra yapılan 1961 seçimlerinde Demokrat Parti'nin devamı olduğunu söyleyen Adalet Partisi, yüzde 34,8 oy oranı ile 158 milletvekili çıkardı ve yüzde 36,7 oy alan CHP'nin ardından ikinci parti oldu. 1961 seçimlerinde, Adnan Menderes'in oğlu Yüksel Menderes'i Aydın'dan milletvekili adayı gösteren Yeni Türkiye Partisi ise yüzde 13.7 oy oranı ile TBMM'de üçüncü büyük parti grubu oldu. Bunu takip eden 1965 seçimlerinde Adalet Partisi, 1961 seçimlerinde bir kısım DP oylarını alan YTP'yi de eritip %52,87 oranında oy aldı ve tek başına iktidara geldi.
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
TBMM ADNAN MENDERES'İN İTİBARINI İADE ETTİ
Türkiye Cumhuriyeti hukuk, adalet ve ahlâk tarihinin utancı, yüz karası ve hicabı Yüksek Adalet Divanı nam çadır tiyatrosu kararlarının ve Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun idamının haklılığı ve meşruluğu uzun yıllar gerici-yoz ve yobaz sol kesimde tartışma konusu oldu. 22 Mayıs 1987'de İmralı'daki mezarlarının nakline ve isimlerinin bazı tesislere verilmesine ilişkin yasa teklifi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Ancak, halâ 27 Mayıs Nürmberg Mahkemeleri benzeri "objektif ve gerçek bir mahkeme kurularak yargılanmadı...
"SON BAŞVEKİL, ADNAN MENDERES 55 YIL ÖNCE BUGÜN DARBECİLER TARAFINDAN ASILDI"
Recep Tayip ERDOĞAN, CADDEYE "ADNAN MENDERES BULVARI" ADINI VERDİ
Naaşları, 29. ölüm yıldönümü olan 17 Eylül 1990 tarihinde İmralı'dan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve yüz binlerce vatandaşın katıldığı bir törenle İstanbul, Topkapı'da, Vatan Caddesi ile Topkapı Mezarlığı arasında kendisi ile birlikte Polatkan ve Zorlu için yapılan anıt mezara nakledildi. Menderes'in 1958 yılında hizmete açtığı bu caddenin adı 1994 yılında dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teklifiyle Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirildi.
Menderes'in adı, İzmir'deki uluslararası havalimanına (Adnan Menderes Havalimanı), Aydın'da kurulan üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi), İstanbul'daki Adnan Menderes Bulvarı, Adana'da ise kendi yaptırdığı Seyhan Barajı'nın gölü kıyısındaki Adnan Menderes Bulvarı dâhil Türkiye'nin birçok şehrinde çeşitli caddelere verildi.

15 Eylül 2014 Pazartesi

15 EYLÜL (1961) YASSIADA (Adalet ve Hukuk'un utancı & yüz karası; Engizisyon, işkence ve cinayet mahkemesi) KARARLARI AÇIKLANDI!...

yassıada (emre muharrer engizisyon) mahkemesi "cinayet" kararları; 15 Eylül 1961:
Yassıada çadır tiyatrosu, namı diğer yüksek (!) adalet divanı
Kuruluş: 12.Haziran.1960 tarih ve 1 sayılı karar. 29.Haziran.1960 Tarih ve 16 Sayılı kararla teşkil ettirilen Yassıada Mahkemeleri & Yüksek Adalet Divanı Başkanı:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi Başkanı Salim BAŞOL
Asıl Üyeler:
Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı Ferruh ADALI,
Yargıtay Üyesi                                           Selman YÖRÜK,
Yargıtay Üyesi                                            Abdullah ÜNER,
Danıştay Üyesi                                            Hıfzı TÜZ,
Danıştay Üyesi                                            Cahit ÖZDEN,
Askeri Yargıtay Başsavcısı yargıç general        Rıza TUNÇ
Askeri Yargıtay Üyesi yargıç yarbay               Hasan GÜRSEL
Askeri Yargıtay Üyesi yargıç yarbay               Nahit SAÇLIOĞLU
Yüksek Adalet Divanı Başsavcısı: Y.Soruşturma Kurulu Üyesi    Altay Ömer EGESEL
Başsavcı Yardımcıları:     Salim Ertem, Fahrettin Öztürk, Avni Yurtsever, Faruk Siret Değermen, Orhan Erdoğan, Niyazi Kırdar, Ahmet Bayrak, Süleyman Taşar, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzün, Turgut Lüleci,
Yüksek Soruşturma Kurulu Başkanı:  Celalettin KURELMAN, Yargıtay 6. Ceza D. Başkanı
Duruşmaların Başlangıç Tarihi:  01.Ağustos.1960
Karar Tarihi:  15.Eylül.1961
KARARLAR; Yassı Ada’ da Demokrat Parti Bakan ve Milletvekilleri Hakkında Verilen Cezalar:
BERAAT EDENLER: 47 KİŞİ
İlhan Sipahioğlu, Sırrı Turanlı, Arif Demirer, Kemal Özçoban, Kasım Küfrevi, Mehmet Ak, Atilla Konuk, İbrahim Subaşı, Faik Ocak, Fuat Onat, Nusrettin Barut, Müfit Erkuyumcu, Hulusi Köymen, Mehmet Karasan, Tahsin Cahit Çubukçu, Mehmet Hüsrev Ünal, Rasih Gürkan, Osman Alihocagil, Şevki Erker, Abdülkadir Eryurt, Münip Özer, Fetullah Taşkesenlioğlu, Sadık Altıncan, Ali Naci Duyduk, Mazhar Şener, Faruk Nafiz Çamlıbel, Sedat Çetintaş, Rüştü Güneri, Aleksandır Hacıpulos, Fahrettin Ulaş, Necmi Nuri Yücel, Mahmut Yüksel, Muzaffer Akdoğanlı, Şükrü Esen, Servet Hacıpaşaoğlu, Şefik Bakay, Abdurrahman Fahri Ağaoğlu, Orhan Ocakoğlu, Cevdet Özgirgin, Münip Hayri Ürgüplü, Naci Berkmen, Sabri Dilek, Mahmut Goloğlu, Fikri Karanis, Osman Nuri Lermioğlu, Osman Tıran ve Hüseyin Ulus
4 YIL 2 AY AĞIR HAPİS CEZASINA MAHKUM EDİLENLER: 143 KİŞİ
Şemi Ergin, Selâhattin Karacagil, Recep Kırım, Hilâl Ülman, Halim Alyot, Sedat Baran, Kemal Erdem, Yakup Gürsel, Fevzi Hacırecepoğlu, İsmail Hadımlıoğlu, Rafet Tavaslıoğlu, Fikri Arığ, Sezai Demiray, Kâmil Tayşı, Hamit Zülfü Tigrel, Nurettin Manyas, Rüknettin Nasuhioğlu, Hüseyin Şahin, Rıfkı Salim Burçak, Mehmet Eyüboğlu, Melik Fırat, Sait Kantarel, Hasan Numanoğlu, Rıza Topçuoğlu, Halil Akkurt, Muhtar Başkurt, Mustafa Çürük, Hamit Dedelek, Hicri Sezen, Ali Şahin, Hamdi Bozbağ, Mustafa Hemiş, Tahsin İnanç, Übeydullah Seven, Mehmet Dölek, Sami Göknar, İsak Altabey, Nazmi Ataç, Arslan Nihat Bektik, Selim Erengil, Hüsamettin Giray, Ayşe Günel, Mehmet Gürpınar, Mehmet Faruk Gürtunca, Ali Harputlu, Mucip Kemâlyeri, İbrahim Seven, Mıgırgıç Şellefyan, Neclâ Tekinel, Nazlı Tılabar, Sebati Acun, Danyal Akbel, Selâhattin Akçiçek, Necdet Davran, Perihan Arıburun, Necdet İncekara, Nuriye Pınar, Fevzi Uçaner, Behçet Uz, Ahmet Ünal, Selim Ragıp Emeç, Süleyman Çağlar, Fikri Apaydın, Ömer Başeğmez, Ebubekir Devellioğlu, Fahri Köşkeroğlu, Hakkı Kurmel, Durdu Turan, Mehmet Ali Ceylan, Avni Sakman, Dündar Tekant, Hüsnü Yaman, İshak Avni Akdağ, Hamdi Ragıp Atademir, Mustafa Bağrıaçık, Osman Bibioğlu, Remzi Birant, Sıtkı Salim Burçak, Reyhan Gökmenoğlu, Muhittin Güzelkılıç, Ali Saim Kaymak, Hulki Amil Keymen, Ahmet Koyuncu, Tarık Kozbek, Mustafa Runyun, Sabahattin Sayın, Sami Soylu, Ömer Şeker, Nafiz Tahralı, Mehmet Diler, İbrahim Germeyanoğlu, Ahmet İhsan Gürsoy, İrfan Haznedar, Süleyman Sururi Nasuhoğlu, Emin Topaler, Atıf Akın, Selim Akış, Nebil Sadi Altuğ, Hikmet Bayur, Nafiz Körez, Sudi Mıhçıoğlu, Cemil Şener, İhsan Yalkın, Turhan Akarca, Nuri Özsan, Sadi Pekin, Turgut Topaloğlu, Şemsi Ağaoğlu, Baha Hun, Abdullah Eker, Ömer Güriş, Ferit Tüzel, Şükrü Uluçay, Suat Bedük, Baki Erden, Fikri Şendur, Nusret Kuruoğlu, Ömer Özen, Hamdi Özkan, Mahmut Pınar, Muharrem Tansel, Ali Çakır, Hasan Gürkan, İsmail Özdoyuran, Ahmet Peker, Keramettin Gençler, Hâluk Çulha, Hasan Polat, Salih Zeki Ramoğlu, Ömer Yüksel, Talât Alpay, Mahmut Ataman, Ömer Lütfü Erzurumluoğlu, Numan Kurban, Fuat Nizamoğlu, Nazım Tanıl, Abdullah Akın, Cemal Zühtü Aysan, Suat Başol, Ali Kaya, Tahir Öktem, Necati Tanyolaç ve Hulusi Timur.
5 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 117 KİŞİ
Abdullah Aker, Sait Bilgiç, Muzaffer Önal, Sait Ağar, Gani Gürsoy, Şefik San, Ali Yaşar, Orhan Kökten, Mustafa Öztürk, Osman Talu, Necati Topçuoğlu, Orhan Uygun, Şeref Saraçoğlu, Faruk Çöl, Nazifi Şerif Nabel, İsmet Olgaç, Hüseyin Özbay, Adnan Selekler, Ahmet Tokuş, Yaşar Yazıcı, Mecit Bumin, Hilmi Çeltikçioğlu, Eyüp Doğan, Yaşar Gümüşel, Hüsamettin Coşkun, Nihat Eğriboz, Piraye Levent, Ekrem Torunlu, Cevat Ülkü, Esat Budakoğlu, Muzaffer Emiroğlu, Mekki Sait Esen, Ali İleri, Arif Kalıpsızoğlu, Ahmet Kocabıyıkoğlu, Muharrem Tuncay, Sırrı Yırcalı, Sıtkı Yırcalı, Ertuğrul Çolak, Mehmet Erdem, Şevki Hasırcı, Sait Göker, Ekrem Yıldız, Rıfat Bingöl, Servet Bilir, Mithat Dayıoğlu, Mahmut Güçbilmez, Kadir Kocaoğlu, Nezih Tütüncüoğlu, Behçet Kayaalp, Sadettin Kracabay, Nurullah İhsan Tolun, Nurettin Fuat Alpkartal, Nahit Ural, Hamdi Bulgurlu, Ali Dedekargınoğlu, Cevat Köstekçi, Ali Çobanoğlu, Ali Rıza Karaca, Nuri Onur, Hüseyin Ülkü, Sebahattin Parsoy, Mustafa Zeren, Abidin Potuoğlu, Ekrem Cenani, İhsan Dai, Samih İnal, Cevdet San, Selâhattin Ünlü, Rüştü Çetin, İbrahim Gürgen, Yakup Karabulut, Hidâyet Sinanoğlu, Niyazi Soydan, Kemal Demiralay, Ali Lâtifaoğlu, Tevfik Tığlı, Nizamettin Kırşan, Haluk Nihat Pepeyi, Mithat Perin, Celâl Ramazanoğlu, Tahsin Yazıcı, Hristaki Yoannidis, Sadık Giz, Behzat Bilgin, Osman Kapani, Ekmel Kavur, Basri Aktaş, Ali Gözlük, Ali Rıza Kılıçkale, Dursun Erol, Sadettin Yalım, Nüzhet Onat, Gıyasettin Emre, Hasan Hayati Ülkün, Zihni Üner, Ali Gür, Atıf Topaloğlu, Hüseyin Agun, Mehmet Fahri Mete, Ahmet Morgil, Nüzhet Akın, Tacettin Barış, Hamdi Başak, Hamza Osman Erkan, Rıfat Kadızade, Salim Çonoğlu, Necmettin Doğuyıldızı, Abdullah Keleşoğlu, Asaf Saraçoğlu, Fikri Şen, Hamdi Tekay, Veysi Oran, Selâahattin Karayavuz, Pertev Sanaç, İsmail Şener ve Mustafa Reşit Tarakçıoğlu.
6 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 15 KİŞİ
Kemal Erden, Hamit Koray, Fethi Batur, Nail Geveci, Zuhuri Danışman, Süleyman Kuranel, Ali Ocak, Doğan Köymen, Muammer Çavuşoğlu, Nazım Batur, Ömer Cebeci, Zeyyat Mandalinci, Şefik Çağlayan, Mehmet Daim Süalp, Nurettin Aknoz.
7 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 6 KİŞİ
Haluk Timurtaş, Hüseyin Bayrı, Ahmet Hamdi Sezen, Sabri Erduman, Enver Dündar Başar ve Kâmil Gündeş
8 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 2 KİŞİ;
İhsan Gülez ve Halil Turgut.
10 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 17 KİŞİ
Ethem Menderes, Atıf Benderlioğlu, Hayrettin Erkmen, Hadi Hüsman, Haluk Şaman, Sebati Ataman, Nüzhet Ulusoy, Turan Bahadır, Sefer Eronat, Halis Öztürk, Kenan Akmanlar, Burhanettin Onat, Halil İmre, Servet Sezgin, Kemal Terzioğlu, Hamdi Ongun, Münif İslâmoğlu.
15 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 3 KİŞİ;
Mükerrem Sarol, Hüseyin Fırat, Burhan Belge
20 YIL AĞIR HAPSE MAHKUM EDİLEN: 1 KİŞİ;
Nedim Ökmen
MÜEBBET HAPSE MAHKUM EDİLENLER: 30 KİŞİ
Medeni Berk, İzzet Akçal, Celâl Yardımcı, Tevfik İleri, Vacit Asena, Kemal Biberoğlu, Hilmi Dura, Osman Kavuncu, Himmet Ölçmen, Kemal Özer, Necmettin Önder, Selâmi Dinçer, Ekrem Anıt, Hüseyin Ortakçıoğlu, Reşat Akşemsettinoğlu, Murat Ali Ülgen, Selim Yatağan, Sadık Erdem, Necati Çelim, Selâhattin İnan, Mazlum Kayalar, Nuri Togay, Muhlis Erdener, Enver Kaya, Rauf Onursal, Kemal Serdaroğlu, Hadi Tan, Cemal Tüzün, Samet Ağaoğlu, Sezai Akdağ, Kemal Aygün, 
ÖLÜM CEZASINA ÇARPTIRILANLAR: 14 KİŞİ
Celâl BAYAR, Adnan MENDERES, Fatin Rüştü ZORLU, Hasan POLATKAN, Refik KORALTAN, Agâh EROZAN, İbrahim KİRAZOĞLU, Hamdi SANCAR, Nusret KİRİŞOĞLU, Bahadır DÜLGER, Emin KALAFAT, Baha AKŞİT, Osman KAVRAKOĞLU, Zeki ERATAMAN
İDAM KARARI İNFAZ EDİLENLER: 
Adnan MENDERES, Fatin RÜŞTÜ ZORLU, Hasan POLATKAN,
***
YASSIADADA ÖLEN (?!) ve / veya ÖLDÜRÜLEN: 
7 - yedi milletvekili: Yusuf Salman, Lütfü Kırdar, Gazi Yiğitbaşı, Yümmi Üresin, Nuri Yamut, Kenan Yılmaz ve Zakar Taver.
İNTİHAR ETTİRİLEN: 1 Kişi, Namık GEDİK  (Aydın Milletvekili)
***
BİLANÇO; 27 MAYIS’IN, MİLLET-DEMOKRASİ VE DP’YE FATURASI:
Toplam Tutuklu (ESİR ALINAN) Sayısı: 402   (Biri Cumhurbaşkanı, diğerleri Bakan ve Milletvekili)
(Ayrıca, Muhtelif İl, İlçe, Ocak ve Bucak Başkanı olarak tutuklandığı halde; Takipsizlık kararı ile salıverilen): 338 Kişi )
Beraat Eden: 47                     
Mahkûmiyet: 348   
Asılarak İdam Edilen: 3
Yassı Ada’da Ölen ve/veya Öldürülen (*):  7      
İntihar:  1,     
Sağ Olarak Kurtulabilen: 391 kişi
(*) DP Sağlık Bakanı Dr. Lütfi Kırdar, yassıda mahkemesinde savunma yaparken, şiddetli tahrik ve tahkir sonucu, kürsüde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir.
***
SONUÇ / ANALİZ:
01. 1946 – 1960 Dönemi seçilen toplam Milletvekili sayısı: 1.462
02. Dönem İçinde Demokrat Partiye Katılan Milletvekili: 15
03. Ara Seçimle Gelen Milletvekili Sayısı: 18
03. Dönem İçinde Sahip Olunan Toplam Milletvekili Sayısı: 1.495
04. Eceliyle Vefat Eden Milletvekili: 30                 
03. Dönem İçinde Öldürülen: 1                         
04. Dönem İçinde Çekilen: 18                         
05. Dönem İçinde Çıkartılan: 16                         
06. Dönem İçinde Valiliğe Atanan: 2                                                                                     
Y  A  S  S  I  A  D  A
Ölen veya Öldürülen: 7       
İntihar Eden: 1       
İdam Edilen: 3       
Muhtelif Hapis: 348   
Beraatle Sonuçlanan: 47     
Takipsizlikle Sonuçlanan: 338    
***
Yassıada cinayetini işleyenler ödüllendirildi
Adnan Menderes ve iki bakan arkadaşının idamına karar veren Yassıada Mahkemesi’nde hâkim, savcı ve soruşturma kurulu üyesi olarak görev yapan yargı mensuplarının neredeyse tamamı daha sonra ödül olarak yüksek yargıya terfi ettirildi.
Yassıada’nın hâkim ve savcıları idam kararları açıklandıktan sonra Heybeliada’dan Savarona gemisine bindirilip Marmara Denizi’nde gezintiye çıkarıldı. Darbecilerin verdiği ‘mahkemecilik’ görevini başarıyla yerine getirmişlerdi. Savarona, Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edilmiş bir gemiydi ve protokole tabiydi. İnfaz emirlerini verenler en üst protokolle taltif edilmişti. Onlar zafer sarhoşu olmuş eğlenirken, Hasan Polatkan ile Fatin Rüştü Zorlu 16 Eylül, Adnan Menderes ise 17 Eylül 1960’ta idam edildi. Diğer idamlıklar ve hapis cezası alanlar Kayseri Cezaevi’ne nakledildi.
Yassıada’nın hâkimleri, savcıları, soruşturma kurulu üyeleri 1960 sonrasında hep adalet sisteminin en üst mertebelerine atandı, ömürlerinin sonuna kadar da hep üst mertebelerde kaldılar. Kendilerinden sonra yerlerine gelecek kişileri de kendilerine benzer insanlardan seçtiler. Adalet bürokrasisi darbeye hizmet etmiş insanlarca şekillendirildi. Peki, kimler hangi görevlere getirildi?
  “Sizi buraya tıkan kudret böyle istiyor.” diyen Başhâkim Salim Başol, 61 Anayasası’yla kurulan Anayasa Mahkemesi’ne, Başsavcı Altay Egesel Yargıtay’a üye yapıldı. Egesel daha sonra Yargıtay 1. Ceza Dairesi Başkanlığına getirildi.  Necdet Darıcıoğlu Askerî Yargıtay Başsavcı Yardımcılığına, Askerî Yargıtay Başsavcı Başyardımcılığına, Askerî Yargıtay üyeliğine, Anayasa Mahkemesi üyeliğine ve nihayet Anayasa Mahkemesi Başkanlığına getirildi. İbrahim Hilmi Senil Danıştay Başkanı, Anayasa Mahkemesi üyesi ve daha sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı yapıldı. Yüksek Soruşturma Kurulu üyelerinden Necdet Menteş, Yargıtay Başkanlığına getirildi, Ulusu Hükümeti’nde Adalet Bakanı oldu. Ferruh Adalı, Yargıtay 1. Başkanlığına getirildi. Abdullah Üner, önce Yargıtay 2. Başkanı, sonra da Anayasa Mahkemesi üyesi oldu. Nihat Saçlıoğlu, Askerî Yargıtay’da üyelik, Daire Başkanlığı, 2. Başkanlık ve Başsavcılık yaptıktan sonra Anayasa Mahkemesi üyeliğine getirildi. Hasan Gürsel, hâkim tuğgeneral olarak Askerî Yargıtay Daire Başkanlığı yaptıktan sonra Anayasa Mahkemesi üyeliğine getirildi. Servet Tüzün, Askerî Yargıtay üyeliği ve Anayasa Mahkemesi üyeliğine getirildi. Hikmet Kümbetlioğlu, Danıştay 8. Daire Başkanlığına; Fahrettin Kıyak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına; Fazlı Öztan, Yargıtay 2. Başkanlığına, Anayasa Mahkemesi üyeliğine; Vecihi Tönük, Danıştay 6. Daire Başkanlığına; Fahrettin Öztürk, Danıştay 1. Mürettep Daire Başkanlığına; Mustafa Hayrettin Perk, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığına; Ziya Kayla, Maliye Müsteşarlığına, Merkez Bankası Genel Müdürlüğüne, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine, Türkiye Vakıflar Bankası İdare Meclisi Başkanlığına, Merkez Bankası Banka Meclisi üyeliğine, Bakanlar Kurulu kontenjanından YÖK üyeliğine, İş Bankası denetçiliğine;  Hakkı İsmail Beşe, Kurucu Meclis üyeliğine; Mustafa Karaoğlu, Danıştay üyeliğine, Anayasa Mahkemesi yedek üyeliğine getirildiler.
27 Mayıs 1960 darbesiyle demokrasinin üzerinde asker ve yargı vesayeti oluşturulurken yargıda ideolojik yapılanmanın temelleri o dönemde atıldı. 1960 darbesinin ilk 7 ayı içinde daha anayasa yapılmadan Yargıtay üyelerinin dörtte biri, Danıştay üyelerinin yarısından fazlası, ilk derece mahkeme hâkim ve savcılarının da altıda biri re’sen emekliye sevk edildi. Emekli edilenlerin yerlerine darbe rejiminin onayladığı isimler atanarak devrimci ve ilerici yargının temelleri atıldı. Daha sonra Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Hâkimler Kurulu oluşturularak yargı vesayeti tahkim edildi. 
İşte infazcıların yükselişi 
Yassıada Mahkemesi Başsavcısı Ömer Altay Egesel İzmir Cumhuriyet Savcısı iken darbeden sonra Yüksek Adalet Divanı Başsavcılığına getirildi. Daha sonra terfi ettirilerek Yargıtay üyeliğine atandı. 1977–78 yıllarında Yargıtay 1. Ceza Dairesi Başkanlığına getirildi. Anayasa Mahkemesi’nin ilk heyetindeki 15 asıl üyeden 4’ü Yassıada Mahkemesi’nde görev alanlar, 5’i darbecilerin oluşturduğu Kurucu Meclis üyeleri arasından seçilmişti. Heyette ayrıca eski bir CHP’li milletvekili ve CHP hükümetleri döneminde uzun süre görev yapmış bir bürokrat vardı. Askerî Hâkim Necdet Darıcıoğlu,  27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada Yüksek Soruşturma Kurulu üyeliğine ve Yüksek Adalet Divanı Başsavcı Yardımcılığına getirilmişti. Darıcıoğlu daha sonra Askerî Yargıtay üyesi ve 1977’de Anayasa Mahkemesi üyesi seçildi. Yassıada Mahkemesi’nde etkili görevlerde bulunan Darıcıoğlu darbenin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen mahkeme üyelerinin oylarıyla 1990’da Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi.
1960 darbesi sırasında Yargıtay 2. Ceza Dairesi üyesi olan Necdet Menteş, darbeden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından Yassıada Mahkemesi Yüksek Soruşturma Kurulu üyeliğine getirilmişti. Yargıtay üyelerince 1972-1980 arası iki dönem Yargıtay Başkanlığına seçilen Menteş 12 Eylül darbe yönetimi sırasında kurulan Ulusu Hükümeti’nde de Adalet Bakanlığı görevine getirildi. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da yüksek yargı organlarına seçilecek üyeler darbe döneminde yapılandırılan ve asker kökenli cumhurbaşkanlarının atadığı Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından belirlendiği için 27 Mayıs ideolojisi özellikle yüksek yargı organlarında hiç bozulmadan devam etti.
12 Eylül Anayasası’yla yargıya hâkim olan resmî ideoloji kalıcı hâle getirilirken, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay’da yargı mensuplarına verilen irtica brifingleriyle darbecilerin yargıya biçtiği misyon yeniden hatırlatıldı. Türk demokrasisinin gelişmesine, toplumdaki fikrî değişim ve dönüşüme rağmen kendi içine kapalı yapısı yüzünden yargıdaki bu katı ideolojik yapı 1960’lı yıllardan, vesayete ilk darbe olan 12 Eylül 2010 referandumuna kadar taşındı. 27 Mayıs zihniyeti yüksek yargıdaki hâkimiyetini koruduğu için anayasa değişikliğine en büyük direnç bu kurumlardan gelmişti. Yargıyı 1960 darbesiyle ele geçirip 1971 muhtırası, 1980 darbesi ve 28 Şubat süreciyle ellerinde bulundurmaya devam edenler, yargının demokratikleştirilmesi ve tarafsızlaştırılması çabasını ‘yargı ele geçiriliyor’ diyerek engellemeye çalıştılar; ancak başarılı olamadılar.
27 MAYIS DARBESİNDEN SONRA YARGIDA TASFİYE YAPILDI
27 Mayıs 1960 askerî darbesinin ardından yıl sonuna kadar darbe rejiminin ilk 7 ayı içinde 94’ü Yargıtay ve Danıştay üyesi olmak üzere toplam 614 yargı mensubu re’sen yani kendi istekleri olmaksızın emekliye sevk edildi. 241 üyesi olan Yargıtay’ın 66 üyesi (dörtte birinden fazlası re’sen), 54 üyesi olan Danıştay’ın 28 üyesi (yarısından çoğu re’sen), 3123 kişilik yerel mahkeme hâkim ve savcı kadrosundan 520’si doğrudan emekliye sevk edildi (altıda biri re’sen).
YASSIADA’DA İŞLENEN İNSANLIK SUÇLARI
Yassıada’da hukuk askıya alınmış, insanlık suçları işlenmişti. Peki DP’liler, yakınları ve toplumda derin izler bırakan uygulamalar neydi? İşte bazıları:
 27 Mayıs’tan itibaren bir cadı avı başlatıldı. Demokrat Partililer askerî araçlara doldurulup hapishanelere götürüldü. İl, ilçe, bucak ve nahiye başkanları ile muhtarlar ve küçük yörelerde özellikle DP’li bilinen eşraftan kim varsa (Mithat Perin 70 bine yakın kişi olduğunu iddia ediyor) gözaltına alındı.
 İçişleri Bakanı Namık Gedik, çöp kamyonuna bindirilip Harp Okulu’na götürüldü. Diğer DP’liler ve özellikle bürokratlar için askerî araçlar, tanklar bile kullanıldı.
 Herhangi bir vatandaşın mahkeme kararı olmadan bir ay süreyle tutuklu kalabileceğine dair kanun çıkarıldı. Davutpaşa ve çeşitli cezaevlerinde masum insanlar bir ihbar yüzünden aylarca, neyle suçlandığını bilmeden gözaltında tutuldu. Büyük bir kısmı işkenceye maruz kaldı, fiilî, sözlü saldırıya, dipçik darbelerine, hakaretlere uğradılar. Namık Gedik gözaltındayken şüpheli bir şekilde öldü. ‘Harp Okulu penceresinden atlayarak intihar etti’ açıklamasına kimse inanmadı!
 Ankara Harp Okulu’nda ve İstanbul Davutpaşa Kışlası’nda tutuklu olarak toplanan DP’lilerin Yassıada’ya sevki sırasında korkunç hakaretler, elle tacizler, darp ve benzeri sahneler yaşandı. Yassıada’ya elleri kelepçeli, silahlar üzerlerine çevrili götürüldüler.
-38 kişilik Milli Birlik Komitesi’nin ilk icraatlarından biri 1 No’lu Yüksek Adalet Divanı’nın kurulması ve DP’lilerin yargılanmasını öngören kanunun kabul edilmesiydi. Milli Birlik Komitesi, Yassıada’yı bir cezaevi hâline getirdi ve burada görev yapacaklarla ilgili bütün tayin yetkilerini kendi üstüne aldı. İdamların infazı için 65 yaş haddi kaldırıldı. Yüksek Soruşturma Kurulu ve Yüksek Adalet Divanı henüz kurulurken, ölüm cezası yolları hızla açıldı.
 Aralarında askerlerin de olduğu hâkim ve savcılar, DP’ye düşman olanlardan özel olarak seçildi. Heybeliada’daki bir otel kiralanıp lojman hâline getirildi. Bölgeye giriş ve çıkışlar yasaklandı. Atatürk’ün yatı Yassıada Komutanı Tarık Güryay’ın emrine verildi, mahkemelerde görev yapanlar ve subaylara moral geceleri düzenlendi.
 İdam kararı çok önceden verilmiş ve gerekli bütün tedbirler alınmıştı. MBK doğrudan doğruya komitenin bir karargâhı olan Dolmabahçe’deki irtibat bürosunu kurdu. Bütün emniyet kuvvetleri Sıkıyönetim Komutanlığı’na, fakat irtibat bürosu MBK’ya bağlandı. İrtibat bürosunda görevli olanlar ordu mensubu idi.
 Yassıada duruşmalarının başlamasından birkaç ay sonra idamların yapılacağı İmralı Adası’nda hazırlıklar başladı. Zeytin fidanı için çukur açılıyor diye mezar kazıldı. Cephane için sandık diyerek tabut yapıldı. Kale direği diye darağaçları kuruldu. Mahkeme sürerken İstanbul Emniyet Müdürü Nevzat Emrealp’tan cellat ve bir hayli de darağacı istendi.
 Yassıada duruşmaları öncesi DP’lilere işkence edildiği iddiaları üzerine MBK, adaya getirilişi bir senaryo hâlinde filme aldırdı. Bayar, bundan kurtulmak için intihara kalkıştı. (Darbeciler, adaya ilk çıkıştaki kötü muamelelerin de kaydedildiği filmin görülmesini istemedi.) “Düşükler Yassıada’da” filmi bütün sinemalarda gösterildi. Afişlerde, ‘Prodüksiyon: MBK İrtibat Bürosu’ diye yazıyordu.
 Menderes, hücresinde 6 ay kimse ile konuşturulmadı, tokatlandı. Üzerinde sigara söndürüldü. İlk duruşmada gördüğü işkence yüzünden konuşma yeteneğini yitirmekte olduğunu söyledi. Fatin Rüştü Zorlu’ya dayak atıldı. Ada Komutanı Tarık Güryay, İzmir Milletvekili, general kızı ve Orgeneral Tekin Arıburun’un eşi Perihan Arıburun’u mahkemedeki savunmasından dolayı dövdü.
 DP’li 402 milletvekilinin sorgulanması bir ay içinde yapıldı. Savunma hakkı sınırlandı. Neden suçlandıklarını bilemediler, haklarındaki iddialara cevap vermeleri mümkün olmadı. Kararlar, gerekçeleri hariç olarak sanıklara okundu. Duruşmaları Albay Tarık Güryay makam masasından izledi. Hoşuna gitmeyen savunmalara müdahale etti.
 DP’lilerin yakınları ile görüşmesi engellendi. Sınırlı sayıda izin verilenlerden bazılarından para alındı. Mahkeme salonu subaylar ve CHP’lilerle dolduruldu. 
 İdam kararları MBK tarafından hemen tasdik edildikten sonra infaz emri helikopterle İstanbul’a getirilip ada komutanlığına tebliğ edildi. İdam kararları okunmasından sonra idam mahkûmları iki hücumbotla İmralı’ya gönderildi. Tasdik olunan üç karar 16-17 Eylül’de infaz edildi.
 16 Eylül sabahı, 30 kadar Equanil adlı uyku hapını içerek intihar ettiği söylenen (intihar olmadığı da ileri sürüyor) Adnan Menderes’in midesi yıkandıktan sonra idamdan saatler önce prostat kontrolü yapıldı. Adli Tabip Lütfü Tuncay’ın “İnfaza mâni hâli vardır” raporuna rağmen elleri kelepçelenip İmralı’ya götürüldü.  
 Naaşlar ailelerine verilmeyip adanın bir köşesinde açılan çukurlara gömüldü.
 Yassıada komutanı Tarık Güryay işkencelere nezaret etti. MBK üyelerinden bazıları ve 100 kadar subay infazı izledi. Yassıada mahkeme heyeti ve bazı subaylar infazlardan sonra Atatürk’ün yatı Savarona’da kutlama yaptı.
 Yassıada’da Ordu Film Merkezi’nde çekilen fotoğraf ve görüntüler basına irtibat bürosu üzerinden açık artırma ile satıldı.
 İdamlıklardan ip, kefen, mezar ve Yassıada’da yenilen yemeğin parası ödeme emri kâğıdı ile istendi. (AKSİYON / 19 Eylül 2011 / İDRİS GÜRSOY)
YORUMLAR:
Sedat Sayın: Nihat Saçlıoğlu'nu ayırsaydınız keşke. Bütün idamlara karşı oy kullanmıştı.
Sami Gören: Maalesef hafızamız zayıf. Bilhassa genç nüfus yakın geçmişi bilmiyor. Yakın geçmişimizle ilgili yazılarınızı ilgi ile okuyorum. Bildiğim konularda hafızam tazeleniyor, bilmediğim konularda bilgi sahibi oluyorum. 27 Mayıs darbesini ve darbecileri deşifre etmek çok önemli bir hizmettir. Millet darbec...
Nihat Ünver: Kıbrıs fatihleri Fatin Rüştü ZORLU, Adnan MENDERES ve Celal BAYAR'a tokat atanlar, işkence edenler mümkün olduğunca tespit edilip isimleri ifşa edilmelidir. Yakınları babalarının, dedelerinin vahşiliğini öğrenmelidir. Bu kişiler ölmüş olsalar bile gıyaben yargılanıp rütbeleri geri alınmalıdır.
***
Yassıada kararları yok sayılmalı
Nilüfer Gürsoy Bayar
27 Mayıs darbesinin ardından tutuklanan Demokrat Partililer hakkındaki Yassıada kararlarının 52. yıldönümünde Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ile konuştuk. Gürsoy, “Kararlar yok sayılmalı. TSK, eğer bu zihniyetten arındıysa darbeyi telin etmeli.” diyor.
15 Eylül 1961’de kararlar okunurken Yas-sıaada’ya sadece avukatlar alınıyor. 15 DP’liye idam çıkıyor. 16 Eylül’de Celal Bayar ile ilgili idam hükmü Kadıköy’e gelmeden, doktor yakınlarından biri anne ve çocuklara iğne yapıyor. “Duyuyor, hissediyor ama ağlayamıyor, tepki veremiyorduk.” diye anlatıyor o anı Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy. Anne Bayar, o gece üst kata çıkıyor,  kimseyle görüşmüyor, sabaha kadar gözyaşları içinde Kur’an-ı Kerim okuyor.
Kadıköy’deki Bayar köşkü, ilk bakışta, o kadar apartman arasında terk edilmiş gibi görünüyor. En dış kapıyı aralayıp içeri girdiğinizde tarihe de yolculuk başlıyor.
Celal Bayar’ın üç çocuğundan biri olan Nilüfer Bayar Gürsoy, 1921 doğumlu. İşte bu hatıralarla dolu köşkte yaşıyor. Hafızası diri, her şeyi en küçük ayrıntısına kadar hatırlıyor. Yassıada’nın en istikrarlı müdavimlerinden. Hemen her duruşmaya gidiyor. Babasıyla birlikte kocası Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy’u o küçük zaman dilimlerinde görme hayali hayata bağlıyor. Ada komutanına kafa tutuyor. Tanıklarla tartışıyor. Yassıada’ya ziyaretten bu yüzden men ediliyor. Annesi Reşide Bayar, dik durabilen bir kadın. Akis dergisi muhabirine “Yeniçeri gibi ‘isterükle’ ‘istemezükle’ artık devlet yönetilemez!” diyor. Reşide Hanım, Kayseri Cezaevi’ndeki kocasını ziyarete giderken yolda vefat ediyor.
-Yassıada’da yaşananlar bugüne kadar neden iyi anlatılamadı?
Tedbirler kanunu var, terör havası var memleketin üzerinde. DP lehine bir şey söyleseniz suç. Gerçekler ortaya konulamıyor. Darbe aleyhine konuşmak yasaktı. Bir de yaşayanlar anlatmak istemediler. Gururlu insanlar… Tecavüz edilenlerin tecavüz olayını anlatmamak istememesi gibi.
-Neler oldu Yassıada’da?
Yassıada’ya en çok gidenlerden biri bendim. Duruşmaları takip ettim, babam ve eşimle göz göze gelme imkânı bulmak istiyordum, moral olacak şekilde. Bir duruşmaya çocukları da aldım gittim. Sıramızı bekledik. Girdiğimiz yerin karşısında yine bir kapı. Baktık Ahmet geldi. Çocuklara çikolata almış kantinden, vermek istedi. ‘Hayır, yasak, veremezsiniz!’ dediler. Biri kadın üç subay bizi dinliyor. Zaten donuğuz, ‘Veremezsiniz!’ deyince iyice donakaldık. ‘Ne yapıyorsunuz? Kitap okuyor musunuz?’ dedim. “Evet.” dedi Ahmet, “Fatin Rüştü Bey bir kitap okudu son günlerde, içinde kaşolar var ve ekomoz oldu.” Hemen oradan itiraz ettiler “Türkçe konuşun!” diye. Kaşo ve ekomozun ne olduğunu anlayamadılar. Ben anladım ki bir şey söylemek istiyor ama neden bahsediyorsun diye soramadım. Dönüyoruz vapurla. Remzi Birand var, Konya milletvekilinin hanımı, kardeş tarafından akrabayız. “İyi ama ellerinin üstünde siyah siyah kabuklar var.” deyince fena oldum, sigara söndürmüşler. Bir de baktık Fatin Rüştü Zorlu’nun annesi Güzide Hanım fevaran hâlinde. Zorlu’nun yüzünü mosmor görünce sormuş. “Merak etme anne, voleybol oynarken oldu.” demiş. “Ne voleybolu! Sana vuran eller kırılsın!” diye feryat ediyor. Yassıada’da fiziki işkence var, bir de onlara yöneltilen yalan iddialar var. Mesailerini ortaya koymuşlar, akla gelmeyecek yalan iddialarla manevi işkence yapıyorlar.
-Babanız Bayar ve Menderes’e hangi işkence yapılıyor?
Babama manevi işkence yapıyorlar. Bu yüzden intihar girişiminde bulunuyor. Subaylar hâkim kılığına giriyorlar, kız arkadaşları ile kahkahalar atıyorlar, çok haysiyetine dokunuyor. Menderes ve Bayar’ın hücreleri yan yana ama birbirlerini göremiyorlar. Tek başına ikisi de. Gardiyanlardan biri Bayar’a elini kaldırıyor vurmak için, bileğini yakalıyor, ‘O kadar da değil teğmen!’ deyip bileğini aşağıya indiriyor. O olaydan sonra fiziki darbede bulunamıyorlar.
-Ya Menderes’e?
Adnan Bey’e çok işkence yapıyorlar, uyutmuyorlar, ilaçlar veriyorlar. Babamın avukatı Gültekin Başak adaya gidiyor. Fırtınalı bir hava, Adnan Bey’in avukatları gelmemiş. Gültekin Bey babamın odasına girecek. Adnan Bey görünce onu, “Gültekin Bey nerede benim avukatım?’ diyor, o sırada subay geliyor, Adnan Bey’i tartaklayarak ‘Gir içeri!’ diyor. Gültekin Bey zangır zangır titriyor. Düşünün, koskoca başbakan tokatlanıyor.
-27 Mayıs uzun bir planlamanın sonucunda gerçekleştirilen bir darbe miydi?
27 Mayıs’tan çok önce DP’lilerin evleri tek tek tespit edilmiş. Darbeye zemin hazırlayan olaylar da var. Ankara olayları davasını Yassıada’da izledim. Bütün sabah tanıklar dinlendi, neler olmuş, taşlar nasıl atılmış… Ara verildi. Girdim lavaboya, baktım, ‘Taş attık’ diyen hanım geldi. ‘Şahitlikte bulunan sizsiniz değil mi?’ dedim. ‘Evet’ dedi. ‘Siz o taşları bir gün önce toplamıştınız değil mi?’ dedim. ‘Tabii, tabii’ dedi ve kahramanlık yapmış gibi anlattı. Tam çıkacakken döndü, ‘Siz Bayar’ın kızısınız değil mi? ‘dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Biz’ dedi, ‘O taşları bir gün evvelden topladık ama ne yazık ki gözlerinizi oyamadık!’  
-27 Mayıs’ın arkasında sadece askerler mi vardı?
Fiilen Halk Partisi bu darbenin ortağıdır. Akis dergisi ve Halk Partili gazeteler darbe için görev yaptılar. Halk Partisi’nin içinde bir yapı vardı. Bakan hanımlarının iffetine varıncaya kadar yalan haberler yayabilmişlerdir. İnönü’nün Heybeliada’daki evine bir heyet geliyor. İnönü, çok öfkeli, damadı Metin Toker hapse girmiş. Gelen heyete diyor ki “Görüyor musunuz şu Yassıada’yı? Hepsini oraya tıkmalı! Bana büyük küçük demeyeceksiniz, bütün vazifelilerin, Demokratların isim ve adreslerini bildireceksiniz.” 27 Mayıs olduktan sonra Demokrat Partililer evlerinden tek tek toplandı. Bunu yapan askerî bir güçten başka sivil bir güçtü.
-İsmet İnönü idamlara karşı mıydı?
İdamlara karşıydılar da daha Yassıada hâkim ve savcıları bile belli olmadan Akis dergisinin kapağında babamı neden sehpada gösterdiler? İdamları teşvik etmek için mi? İnönü hep yol göstericiydi.
-DP iktidarı ülkenin nereye götürüldüğünü göremedi mi?
1957’deki 9 subay soruşturmasını babam çok önemsedi, üzerinde durdu, araştırılmasını istedi, fakat bu yapılamadı. Eğer bu tahkikat derinleştirilseydi, belki de darbe olmayabilirdi, önlenebilirdi.
-Tahkikat Komisyonu darbeye gerekçe yapıldı.
Tahkikat Komisyonu kurulmasaydı darbe olmazdı gibi sebepler doğru değil. Demokrat Parti, sokak olaylarının arkasındaki odağı etkisiz kılabilmek için son bir hamleyle Tahkikat Komisyonu’nu düşünmüştü. CHP ve medyası tarafından ağır hücumlara maruz kaldı. Komisyonun tespit ettiği konuların üzerine gidilseydi belki darbe önlenecekti.  
-Kayseri, Ankara, İstanbul olayları, harp okulu yürüyüşü, yalan haberler hep bir merkez tarafından planlanmıştı. Bayar, bu hareketlere dikkat kesiliyor ve hükümeti uyarıyor. Neden sözünü dinletemedi?
Menderes, orduya çok inanıyor ve güveniyordu. Cunta her yere nüfuz etmişti. Önemli noktalara adamlarını yerleştirmişlerdi. Muhafız Alayı komutanını yerinden etmek için hakkında yalan haberler çıkararak yıprattılar. Sonra Bayar’a üç kişiyi önerdiler. Babam, ‘Ben tanımam, siz birini gönderin’ dedi. Osman Köksal’ı gönderdiler. Ancak babam diğer iki kişiden birini de seçse onlar da cuntacıydı. İşlerini bu kadar sağlama almışlardı. Adnan Bey’in etrafını öyle almışlar ki ordunun darbe yapacağına inanmıyordu. Kapısındaki neferi gösteriyor, ‘Bunlar mı darbe hazırlayacak?’ diyordu.
-27 Mayıs’la darbe yolu açıldı ve darbe zihniyeti yerleşerek devam etti. Bundan kurtulmanın yolları nelerdir?
27 Mayıs ilkokul kitaplarına kadar indi, yıllarca okutuldu. Yeni nesillere, DP’nin on yılının şanlı şerefli bir tarih olduğu anlatılmalıdır. Yassıada kararları yok sayılmalıdır. Bu olayı mağdur yakınları değil, bizzat Meclis’in sahiplenmesi, şeref meselesi yapması ve ilga etmesi lazım. Aynı şekilde TSK, eğer bu zihniyetten arındıysa darbeyi telin etmeli.

16 Ağustos 2014 Cumartesi

ÜÇ İSİM VE BİR DARBE; Bir Eylül Günü Sönen Yaşamlar...

Bir Eylül Günü Sönen Yaşamlar
Üç İsim ve Bir Darbe
Adnan Menderes’in Aydın’ın Çakırbeyli çiftliğinden Başbakanlığa, oradan idam sehpasına uzanan yaşamının trajik öyküsü…
1950 – 1960 yıllarının meydanlar dolduran, kitleleri ardından sürükleyen çoşkulu başbakanına Yassıada’nın bitkin, yılgın, hasta görünüşlü tutuklusuna değin çelişkili tablolar çizerek akıp giden bu yaşam 17 Eylül 1961 günü İmralı Adasın’nda kurulan idam sehpasında sona erdi.
1899 yılında Aydın’lı toprak ağası varlıklı bir çiftçinin oğlu olarak doğmuştur. I. Dünya Savaşı öncesinde önce Karşıyaka’da forvet, daha sonra Altay’da kalecilik olmak üzere futbol oynadı. İlkokuldan sonra, İzmir Amerikan Koleji’nden mezun oldu. I. Dünya Savaşı’nda yedek subay eğitimi gördü, fakat zehirli sıtma hastalığına yakalandığı için cepheye gidemedi. Kurtuluş Savaşı’na katıldı ve İstiklal Madalyası aldı.
1930 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne katıldı. Daha sonra 1931 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Aydın milletvekili seçildi. Atatürk’ün ölümünden sonra İnönü CHP’nin başına geçince İnönü’nün bütün üretim araçlarını devletleştirme faaliyetlerine karşı çıktı. Menderes en sert çıkışını ise “çiftçiyi topraklandırma yasası” görüşülürken yaptı. Mevcut tasarı’nın 6. maddesi devlet elindeki topraklarla birlikte o bölgedeki toprak ağalarının elindeki toprakların tarıma elverişli yerlerde 5.000 dekardan elverişsiz yerlerde ise 2.000 dekardan fazlasının kamulaştırılıp köylüye dağıtılmasını öngörüyordu. Menderes (Menderes’ in kendisi de bir toprak ağasıydı. Aydın’daki 30.000 dönümlük Çakırbeyli Çiftliği Menderes’e dedesinden kalmıştı.) ve diğer bazı milletvekilleri, özel mülkiyete tecavüz edilmek istendiğini belirterek bu tasarıya karşı çıktılar. Bu tasarı üzerine Menderes, Türkiye’de zaten tüm arazilerin %70’ten fazlasının devletin mülkiyetinde olduğunu ve İsmet Paşa’nın geriye kalan özel mülkleri de devletleştirerek Sovyetler Birliğindeki gibi tarımı kolhozlaştırmak istediğini açıklayarak üç arkadaşıyla birlikte Dörtlü Takriri verdi. Dörtlü takrir olayı ve parti içi muhalefetten dolayı 1945 yılında CHP’den ihraç edildi.
7 Aralık 1945’te, CHP’den birlikte ihraç edildikleri arkadaşları Celâl Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan ile Demokrat Parti’yi kurdu. 1947’de yapılması gereken seçimler CHP tarafından bir yıl öne alındı.[5] Bu seçimleri CHP %85 oy oranı ile kazandığını ilan etti ancak seçimlerde “açık oy – gizli tasnif” usulü uygulandığı için seçimlerin şaibeli olduğu iddia edildi.[6] 1946 seçimlerinden sonra muhalefet ve iktidarın arasında şiddetli kavgalar görülmeye başladı. DP ve CHP’nin arası günden güne açılıyordu. Ancak cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 12 Temmuz 1947’de yayımladığı 12 Temmuz Beyannamesi ile CHP içindeki sertlik yanlılarını durdurdu. Muhalefete karşı sert bir tutum takınan başbakan Recep Peker istifa etti. Demokrat Parti genel başkanı Celal Bayar da, dönemin “Milli Şef”i İsmet İnönü’nün demokratik seçimlere izin vermesini sağlamak için “Devr-i Sabık yaratmayacağız” dedi (yani iktidara geldikten sonra yapılan yanlışların ve yolsuzlukların hesabını sormayacağız). Bunun üzerine bazı DPliler partilerinden istifa ederek, 19 Temmuz 1948’de Mareşal Fevzi Çakmak önderliğinde, Osman Bölükbaşı ile birlikte Millet Partisi’ni kurdular.
1950 yılında seçimlerden önce Seçim Yasası da değiştirilerek seçimlerde yargı güvencesi ve “gizli oy – açık tasnif” sistemi getirildi. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde DP %52.7, CHP ise %39.4 oy aldı. DP 13 puan farkla kazanmıştı ancak seçimde kullanılan çoğunluk sistemi nedeniyle DP 420, CHP ise sadece 63 milletvekili çıkardı.TBMM başkanlığına Refik Koraltan, cumhurbaşkanlığına DP genel başkanı Celâl Bayar seçildi. Yeni cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Menderes’i başbakan olarak görevlendi. Aslında pek çok kişi bu görev için Fuad Köprülü’nün getirilmesini bekliyordu. Yeni hükümet 22 Mayıs’ta göreve başladı. Köprülü bu kabinede dışişleri bakanı oldu. Adnan Menderes’in 10 yıllık başbakanlık döneminde Türk iç ve dış politikasında büyük değişimler oldu. 1. Menderes Hükümetinin ilk icraatı fazla masraf olduğu gerekçesiyle devlete ait otomobilleri satmak oldu. Menderes döneminde, paralara mevcut cumhurbaşkanının resminin basılması uygulamasını kaldırılmış, tekrar ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün resimleri basılmaya başlanmıştır.
O döneme kadar Türkçe okunan ezanın Arapça okunması serbest bırakıldı. Yeni kurulan DP hükûmeti, 6 Haziran 1950’de, askeri darbe planladıkları gerekçesiyle başta Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re’sen emekliye sevk etti.
1951 yılında Menderes hükümeti Türkiye’nin Kore Savaşı’nda Birleşmiş Milletler kuvvetlerine Türk Tugayı ile katılmasına karar vererek CHP’liler tarafından çok tartışılan bir karara imza attı. Bu, aslında Türkiye’nin Soğuk Savaş’ta Batı Bloğu tarafında yer aldığını göstermek için yaptığı bir siyasi manevraydı. Bunun neticesinde, Türkiye 1952’de NATO’ya tam üye olarak kabul edildi. Aynı yıl NATO’nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kuruldu.
1953 yılında CHP’nin tek-parti iktidarı sırasında edindiği malları haczedildi ve hazineye aktarıldı. Halkevleri kapatıldı ve Köy Enstitüleri Öğretmen Okullarına dönüştürüldü.
1950-1954 yıllarında Türkiye ekonomide kalkınma dönemine girdi. Bu dönemde serbest piyasa ekonomisine geçişe hız verildi. Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. Yabancı sermayeyi teşvik yasası çıkarıldı. Gelen krediler özellikle tarım alanında kullanmaya başlandı. Tarımda makineleşme çalışmaları yoğunlaştırıldı.
1954 yılında Türkiye Vakıflar Bankası kuruldu. Bu dönemde Türkiye’nin gayri safi milli hasılası yılda ortalama %9 oranında büyüdü.
2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan seçimlerde DP büyük bir zafer kazandı. Oyların % 57’sini alarak iktidarını tek başına devam ettirdi. Bu oy oranı, 150 yıldan beri fasılalarla batılılaşmaya, modernleşmeye ve demokrasiyi uygulamaya çalışan Türkiye tarihinde demokratik bir seçimde bir siyasi parti tarafından ulaşılan en yüksek orandı ve bir daha da bu orana ulaşılamadı. DP 502, CHP %35,9 oy oranı ile 31, CMP %4 oy oranı ile 5, bağımsızlar 3 milletvekili çıkardı.
1955 yılında ekonomide tıkanmalar başlamıştı. Dış borçlar giderek artıyordu, ödeme dengesi bozulmuştu, döviz girişi yeterli değildi. Bu durum ülkede çeşitli sıkıntılara neden olmaya başladı. DP meclis grubunda ekonomik gelişmeler nedeniyle huzursuzluk giderek artıyordu. Yine bu dönemde Birleşik Krallık’ın, egemenliği altında bulunan Kıbrıs’tan yeni düzenlemeler yaparak çekilmek istemesi üzerine 29 Ağustos 1955’de Londra’da Yunanistan, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında 3’lü görüşmeler başladı. Görüşmelerin 1. turunda hiçbir sonuç alınamadı. Yunanistan adanın kendi kaderini kendisinin belirlemesi gerektiğini, Birleşik Krallık 3’lü bir askeri yönetimi, Türkiye ise statüko bozulacaksa adanın kendisine verilmesini istiyordu.
Kıbrıs’ta 1 Nisan 1955’te faaliyete geçen ve Kıbrıslı Türklere saldırmaya başlayan, Türk köylerini yakıp yıkan, EOKA’ya karşı, Türk halkının savunmasını yapacak bir örgütlenme ihtiyacı duyan Kıbrıs Türkleri, çeşitli küçük mukavemet grupları oluşturmuştu. 27 Temmuz 1957’de Adnan Menderes’in talimatı ile Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Fatin Rüştü Zorlu ve Korgeneral Daniş Karabelen’in önderliğinde Rıza Vuruşkan, Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa’da Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. Menderes tarafından örtülü ödenekten finanse edilen TMT, küçük grupları birleştirerek, tüm Kıbrıs adasına yaygın, her Türk köyünde varlık gösteren, Rumların EOKA örgütüne karşı çarpışan güçlü bir mukavemet teşkilatı olmuştur.
Kıbrıs konusunda Londra’da ikinci tur görüşmeler yapılırken 6 Eylül 1955 gecesi İstanbul’da bazı gazetelerin Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığını yazması üzerine azınlıklara karşı olaylar çıktı. Ağırlıklı olarak Rumlara karşı yönelen olaylarda 73 kilise, 8 ayazma, 1 havra, 2 manastır, 4.340 dükkân, 110 otel ve lokanta, 21 fabrika ve 3.600 ev saldırıya uğradı, 1 papaz olaylar sırasında öldürüldü. Tarihe 6-7 Eylül Olayları olarak geçen bu olaylar sebebiyle TBMM olağanüstü toplandı. DP İstanbul milletvekili Aleksandros Hacopulos Olayların oluş şekli tertip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. dedi ve kolluk kuvvetlerin olaylar sırasında gösterdiği kayıtsızlığa dikkat çekti. Bunun üzerine hükümet adına konuşan Başbakan yardımcısı Fuad Köprülü hükümetin olaylardan haberi olduğunu ancak gün ve saatinin muayyen olmadığını açıkladı. Bugün hâlâ 6-7 Eylül Olayları’nın DP hükümeti-Özel Harp emri ve bilgisi dahilinde bir tertip olduğu, çeşitli çevrelerce ve Özel Harp Dairesi eski başkanlarından Em. Org. Sabri Yirmibeşoğlu tarafından da doğrulanmaktadır.
6-7 Eylül Olayları sonrasında bazı milletvekillerinin ceza yasasına ispat hakkı getirilmesini istemesi kargaşaya yol açtı. Hükümetin karşı çıktığı yasa tasarısının kabulü için çalışan 9 milletvekili DP’den ihraç edildi. Bunun üzerine 10 milletvekili de DP’den istifa etti. 15 Ekim 1955’te DP büyük kongresi yapıldı ve Menderes tekrar genel başkan seçildi. 22 Kasım 1955’te toplanan DP Meclis Grubu izlenen ekonomi politikaları ile ilgili gensoru açılmasını kabul etti. 29 Kasım’da grup tekrar topladı. Toplantıda meclis grubunun istifa baskılarına dayanamayan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Sıtkı Yırcalı ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan istifa etti. Grup daha sonra kürsüye Fatin Rüştü Zorlu’yu çağırdı ve Döviz Komitesi üyesi de olan Dışişleri Bakanı’nın bütün görevlerinden istifa etmesi için tempo tutmaya başladı.
Bunun üzerine Fatin Rüştü Zorlu bütün görevlerinden istifa etti. Daha sonra Menderes’i alkışlarla karşılayan grup 3 bakanı indirdikten sonra güvenoyu verdi. Aralarında Hüsamettin Cindoruk’un da bulunduğu, DP’den istifa edenler 20 Aralık 1955’te siyasal alanda liberal, iktisadi anlamda devletçi Hürriyet Partisi’ni (HP) kurdu. Mecliste siyaset sertleşmeye başlamıştı. 7 Eylül 1957’de Fuad Köprülü DP’den istifa etti. Hükümet seçimleri bir yıl erkene aldı, Seçim Yasası’nı değiştirerek seçimlerde partilerin ittifak yapmasını önleyecek maddeler ve partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden başka bir partiden milletvekili seçilmesini engelleyecek bir madde ekledi. Basın bu maddeye “Köprülü Maddesi” adını taktı. 27 Ekim 1957’de seçimler yapıldı. DP %48 oy alarak 424 milletvekili çıkardı. CHP % 41 oy oranı ile 186, HP ve CKMP ise 4’er milletvekili ile meclise girdi. Bu durumda muhalefet %52 oy oranı ile 178 sandalye, DP ise %48 oy oranı ile ile 424 sandalye almış oluyordu. Bu yüzden muhalefet azınlık iktidarı deyimini kullanmaya başladı.
Menderes 1957 seçimlerinden sonra İstanbul’da imar çalışmalarına ağırlık verdi ve Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi ve Edirne Asfaltı (şimdiki E-5 otoyolu) yollarını açtı.
Bu arada, en ileri teknolojilerin Türkiye’ye getirilmesi ve yeni nesillere öğretilmesi için Amerikan Ford Vakfı’nın yardımıyla Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni, Trabzon’da da Karadeniz Teknik Üniversitesini kurdu.[16] Böylece, 1773 yılında Padişah I. Abdülhamit tarafından “Mühendishane-i Bahr-i Hümayun” adıyla kurulan İstanbul Teknik Üniversitesinden 180 sene sonra Türkiye’de iki tane daha teknik üniversite kurulmuş oldu.
1955 Yılından itibaren ekonomideki sıkıntıların ve 6-7 Eylül olayları gibi sebeblerle ülkede siyaset sertleşmeye başladı. 1954 seçimleri de Osman Bölükbaşı’yı tekrar milletvekili seçtiği için Kırşehir ilçe yapıldı (Adnan Menderes konuyla ilgili mecliste ‘Türkiye’nin hiçbir vilayetinde yüzde 3’ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir’in, bir içtimai ve siyasi bünye itibariyle anormallik göstermekte olduğunu inkár etmek mümkün değildir, evet biz açık konuşuruz’ şeklinde konuşmuş ve Osman Bölükbaşı da cevaben; “Vilayeti kaldırdınız, bizi de kaldırın da zulmünüz tamam olsun” demiştir.) Ayrıca İsmet İnönü’nün seçim bölgesi Malatya ikiye bölünüp Adıyaman vilayeti kuruldu. İktidara karşı yazılar yazan 83 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın dahil, gazeteciler birer birer hapise atılmaya başlandı. Adalet Bakanı Esat Budakoğlu TBMM’de muhalefetin soru önergesi üzerine 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci’nin iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm olduğunu açıkladı. CHP ve Hürriyet Partisi’nin birleşme çabası karşısında DP’liler 1957 seçimlerinden önce seçim yasası’nı değiştirerek partilerin ittifak yapmasının önleyen maddeler eklendi ve DP’den istifa eden Fuad Köprülü’nün başka bir partiden milletvekili seçilmesini engellemek için partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden bir başka partiden milletvekili olamayacağı şeklinde bir hüküm kondu.
1959 yılında ABD’ye bir gezi yaparak ilave maddi kaynaklar isteyen Menderes’e, artık Marshall Yardımı fonlarının bitmek üzere olduğu hatırlatıldı ve istekleri reddedildi. 1961 seçimleri öncesinde İskenderun Demir-Çelik, Seydişehir Alüminyum, Keban Barajı ve İstanbul Boğaziçi Köprüsü gibi tesislerin temellerini atmak isteyen Menderes, yakın arkadaşı ve bakanı Dr. Lütfi Kırdar’ı nabız yoklamak için Sovyetler Birliği’ne gönderdi. Sovyetler Birliği’nin konuya olumlu yaklaşması üzerine, Menderes’te Temmuz 1960’da Moskova’ya giderek, orada kredi anlaşmalarını imzalamaya karar verdi.
DP Vatan Cephesi’ni kurdu. Artık radyoda her gece Vatan Cephesi’ne katılanların isimleri okunuyordu. Bu olay karşısında İstanbul’da bazı vatandaşlar ajans haberlerini dinlemeyenler derneği’ni kurdular. Bu tarz olayların yaşanması ülkeyi kamplaşmaya itti. 1960 yılında ise muhalefet ve iktidar arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. CHP genel başkanı İsmet İnönü 29 Nisan’da seçim gezisine gittiği Uşak’ta DP binasından atılan çay bardağının İsmet Paşa’nın yanındaki bir gazeteciye isabet etmesiyle başlayan olaylar ve benzerinin İstanbul’da da yaşanması üzerine CHP parti grubu Başbakan ve İçişleri bakanı hakkında soruşturma önergesi verdi ancak DP’lilerin çoğunlıkta olduğu meclis bu önergeyi reddetti. Bir başka gerginlik ise 9 Mayıs’ta Menderes hükümetinin ABD ile yaptığı ikili anlaşmaları meclisin kabul ettiği oturumda yaşandı.
CHP’li bazı milletvekillerinin bazı cuntacı subaylarla sürekli temas halinde olduğu istihbaratını alan Hükümet, bu durumu soruşturmak için “Tahkikat Komisyonu”nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti ve kararlarına itiraz edilemiyordu. Ayrıca uygun gördüğü toplantıları ve yayınları yasaklama hakkına sahipti. Komisyonun ilk işi Muhalefet partisi CHP aleyhine soruşturma açmak oldu. Bu durum karşısında “bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam” dediği ve birkaç ay önce Güney Kore’de gerçekleşen askeri darbeye gönderme yaparak “Türk Ordusu Kore Ordusundan daha az şerefli değildir” diye konuştuğu için TBMM tarafından, “askeri darbeyi teşvik ettiği” gerekçesiyle İsmet İnönü’ye 12 oturum meclisten men cezası verildi. CHP Meclis Grubu’nun duruma itiraz etmesiyle olaylar iyice büyüdü ve sonunda CHP milletvekilleri polis zoruyla meclisten çıkartıldı. Meclis dışında ise üniversitelerde hükümete karşı protestolar düzenleniyordu ve 28 nisan 1960 tarihinde İstanbul Üniversitesi öğrencisi Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı. Hukuk’un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu ‘görülen lüzum üzerine’ re’sen günde emekliye sevkedildiler. 5 mayıs 1960’ta Ankara Kızılay Meydanı’nında 555K parolasıyla büyük bir protesto mitingi düzenlendi. 21 Mayıs’ta ise Harp Okulu öğrencileri ve subaylardan oluşan yaklaşık 1000 kişi Ankara’da hükümet aleyhinde sessiz bir yürüyüş yaptı.
Sonunda 27 Mayıs 1960 sabaha karşı saat 4’te radyoda Kurmay Albay Alparslan Türkeş TSK olarak yönetime el koyduklarını belirtti ve askeri darbenin sebeplerini bir radyo bildirisi ile halka duyurdu. Menderes ise 27 Mayıs 1960 günü Kütahya’da Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara’ya götürüldü. Daha sonra da ve diğer tutuklu Demokrat Parti üyeleri ile birlikte Yassıada’da hapsedildi. Darbeci subaylar ise Cemal Gürsel başkanlığında kurulan Milli Birlik Komitesi ve kurucu meclis ile beraber ülke yönetimini devraldı. Yeni bir anayasa oluşturulması için ülkenin önde gelen hukuk profesörlerinden bir anayasa komisyonu kuruldu. Menderes ve diğer DP üyeleri ise bulundukları Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılanmaya başladı. Yapılan oturumlar her gece radyoda Yassıada Saati programında halka duyuruluyordu. 9 Temmuz 1961 tarihinde Anayasa Komisyonu’nun hazırladığı yeni anayasa için yapılan halk oylamasında % 61,7 oy oranı ile kabul edilerek yürürlüğe girdi.
YARGILANDIĞI DAVALAR ve SONUÇLARI
Örtülü Ödenek Davası: Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı. 13 oturum sürdü ve 2 şubat 1961 de suçlu olduğu yönünde karara varıldı. Yürürlükteki kanunda örtülü ödenekteki kaynakların Başvekil tarafından sınırsız olarak ve kayıt tutulmadan harcanabileceği açıkça belirtildiği halde, bu mahkeme 10 yıllık Örtülü Ödenek kayıtlarını istedi. Menderes, bir kısmı da Kıbrıs’ta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları açıklamadığı için bu dava sonucunda 4,877,780 lirayı zimmetine geçirmekten suçlu bulundu ve paranın tahsili için Aydın’daki arazilerine el kondu. Örtülü ödenek davası konuşulurken savunma tarafı, Amerikan gizli servisinin Türk istihbarat servisine para vererek Menderes’in telefonlarını dinlettirecek kadar teşkilata hakim olduğunu iddia etti. Menderes ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, suçlunun o dönemin MİT müsteşarı Behçet Türkmen olduğunu iddia etti.
6 – 7 Eylül Olayları: Bu dâvada sanıkları Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu, Fuat Köprülü, Fahrettin Kerim Gökay ile Selanik’teki bomba olayı ile ilgili olan 6 kişidir. Bu dâva, 6/7 Eylül 1955 günü İstanbul’da meydana gelen olaylarla ilgilidir. 6 Eylül 1955 günü, Selanik’te, Mustafa Kemal Atatürk’ün doğmuş olduğu eve bir bomba atılmış, bu olayın İstanbul’da duyulması üzerine de, büyük olaylar meydana gelmiş, yüzlerce dükkân ve ev yıkılmış, milyonlarca lira zarar meydana gelmiş, dış ülkelerdeki millî itibarımız zedelenmişti. Savcı, okuduğu kararnamede, bombanın, hükümetin emri ile Oktay Engin tarafından atıldığını, bombanın konsolos tarafından Selânik’e götürüldüğünü, olayların önceden tertip edildiğini ileri sürmüştür. Açıklanan karar sonunda, Gökay ve İstanbul Emniyet Müdürü Eriş, 18.11. 1960 tarihli af kanununa göre dâva dışı bırakılmışlar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu suçlu bulunmuştur.
Vatan Cephesi: Savcı tarafından okunan kararnamede, sanıkların, Türkiye’de Demokrasiye son vermek amacı ile ‘Vatan Cephesi’ adı altında çok geniş imkân ve şartlarla hazırladıkları bir teşkilâtı kurma yoluna gittikleri, bu sebeple de Anayasayı ihlâl ettikleri ileri sürülmüştür. Menderes ve öbür sanıklar, iktidar partisinin üyelerini bir teşkilât altında birleştirme amacı içinde, Vatan Cephesini kurduklarını söylemişlerdir. Demokrasi taraftarı olduklarını belirtmişlerdi. Açıklanan kararda bu dâvanın da Anayasayı ihlâl dâvası ile birleştirildiği belirtilmiştir.
Vinileks Davası: Vinileks firmasına Türkiye Vakıflar Bankasından kredi verdirmekle suçlanmıştır. Adnan Menderes tarafından kurulan bu Bankanın 27 Mayıs darbesine kadar Umum Müdürlüğü’nü yapan ve 1961 seçimlerinden sonra tekrar aynı Bankanın Genel Müdürlüğüne getirilecek olan Sabahattin Tulga yaptığı savunmada krediyi, suni deri imal ederek ithal ikamesi yapacak bu firmanın karlı olacağına inandıkları için verdiklerini; nitekim darbe sonrası işbaşına gelen yeni Banka yönetiminin de aynı firmaya ilave kredi verdiğini belirtmiştir. Buna rağmen bu mahkeme Menderes ve Hasan Polatkan’ı bu davadan da suçlu bulmuştur.
İstimlak Davası: Menderes, eski bakanlardan bazıları İstanbul ve İzmir valileri, İstanbul Belediye Başkanının sanık olarak bulundukları bir davadır. Savcı tarafından okunan kararnamede, Menderes’in İstanbul’u imar etmek düşüncesi altında, rastgele pek çok ev yıktırdığı, istimlâk bedellerini ödetmediği, istimlâkler sırasında pek çok suiistimallerin meydana gelmiş olduğu belirtilmiş, sanıkların cezalandırılmaları istenmiştir. Açıklanan kararda, bu davanın da Anayasayı ihlâl davası ile birleştirilmesine karar verildiği bu davanın da, Anayasayı ihlâl suçunun maddî vakıası olarak kabul edildiği belirtilmiştir.
Radyo Davası: Başta Menderes olmak üzere 6 eski bakan ve eski Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Altemur Kılıç’ın sanık oldukları bir davadır. 29 Kasım 1960 günü başlayan dava, 6 oturum sürmüş, 22 Aralık 1960 ta bitmiştir. Savcı tarafından okunan kararnamede, sanıkların, demokrasiyi yıkmak ve bir zümre egemenliği kurmak için radyoyu bir parti organı haline getirdikleri, bu amaç için de 1957 seçim sonuçlarını, saat 17 den önce ilân ederek baskı yaptıklarını ileri sürmüştür. Sanıklar yaptıkları savunmalarda, bu iddiaları kabul etmek istememişler, radyo ile olan ilgi durumlarını, çeşitli yönlerden açıklamışlardır. Dava, Anayasayı ihlâl davası ile birleştirilmiştir. Menderes ve eski bakanların bu davadaki sorumlulukları da, ‘Anayasayı ihlâl suçunun maddî vakıası’ olarak kabul edilmiştir.
Demokrat İzmir Gazetesinin Tahribi Davası: Menderes, D. P. İzmir İl Başkanı, İzmir Valisi, Emniyet Genel Müdürü ile birlikte 36 sanığı olan bir davadır. 9 Ocak 19&1 günü başlamış, 12 oturum sürmüş, 11 Mart 1691 günü son bulmuştur. Dava Sırasında 75 tanık dinlenmiştir. Savcı tarafından okunan kararnamede ,Demokrat İzmir gazetesinin, D.P. iktidarı aleyhindeki tutumuma engel olmak amaca ile, D.P. ileri gelenlerinin emri ve İzmir D.P. teşkilâtının teşebbüsü ile Demokrat İzmir gazetesinin basıldığı, tahrip edildiği ,sonuç olarak da basın hürriyetinin, dolayısı ile Anayasanın ihlâl edildiği ileri sürülmüştür. Sanıklar, olayla ilgi derecelerini çeşitli şekilde yorumlamışlar , Andan Menderes’de, bir gazetenin tahrip edilmesi ile basının susturulmuş olamayacağını ileri sürmüştür. Açıklanan kararda, bu davanın da, Anayasayı ihlâl davası ile birleştirildiği belirtilmiş ,D.P. ileri gelenleri, Menderes, İzmir Valisi için, bu davanın, Anayasayı ihlâl suçunun maddî vakasının meydana getirilmiş olduğu belirtilmiştir.
Köpek Davası: 14 Ekim 1960 günü öğleden sonra, ‘Irtikâp davası’ da denen Köpek davasına başlanmıştır. Bu davada sanık olarak eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve eski Tarım Bakanı Nedim Ökmen bulunmuştur. Kararnamede, Celâl Bayar ve Nedim Ökmen’in nüfuz ve makamlarını suistimal ederek, Afgan kralı tarafından armağan edilen bir köpeği, yirmi bin liraya Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesine sattıkları ileri sürülmüştür. Buna göre de sanıkların beş yıl ağır hapis ve müebbeden memuriyetten mahrumiyetine karar verilmesi istenmiştir. Sanıklar, bu davaya karşı olan üzüntülerini belirtmişler, ortada bir ‘irtikâp’ olayının olmadığını, elde edilen bu para ile İzmir’in bir köyünde bir çeşme yaptırılmış olduğunu söylemişlerdir. 6 duruşma devam eden bu davada 7 tanık dinlenmiş ve 24 Ekim 1960 günü karar açıklanmıştır. Bu karara göre, Köpek davası, 1 numaralı dava olan Anayasa davası ile birleştirilmiştir. 15 Eylül 1961 günü açıklanan tararlarda da, Celâl Bayar’ın 4 yıl 2 ay hapsine, müebbeden memuriyetten mahrumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırmak,
Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
Döviz Yasası’nı ihmal etmek,
1957 seçimlerinin erkene alınarak kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi,
CHP’nin mallarına “haksız” yere el konulduğu iddiaları,
Menderes, 13 ayrı davadan yargılandı ve Bebek Davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu. 27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların özel olarak kurdukları mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı 9 ay 27 gün süren yargılama süreci sonunda 14 kişinin idamına, 31 kişinin de ömür boyu hapse mahkûm edilmesine karar verdi. Geri kalan 418 sanığa ise 6 ay ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları veya beraat kararı verildi.
Amerika Birleşik Devletleri başkanı Kennedy, Fransa cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth, Almanya Başbakanı Konrad Adenauer, Pakistan devlet başkanı Muhammed Eyüb Han, ve İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, idamların durdurulması için Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesi’ne defalarca çağrıda bulundular. Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesi; Celâl Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti. Celâl Bayar’ın cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi.
Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961 tarihinde ve adet olduğu üzere sabaha karşı, o gün başarısız bir intihar teşebbüsünde bulunan Adnan Menderes ise İmralı Adası’nda 17 Eylül 1961’de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra saat 13:21’de idam edildi.
11 Nisan 1990’da TBMM tarafından kabul edilen 3623 sayılı kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi. Meclisteki oylamada ANAP ve DYP milletvekilleri evet oyu kullanırkan SHP’lilerin büyük çoğunluğu “çekimser”, bir kısmı da “ret” oyu kullandı. Aynı kanun uyarınca naaşı, 29. vefat yıldönümü olan 17 Eylül 1990 tarihinde İmralı’dan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve yüz binlerce vatandaşın katıldığı bir törenle İstanbul’da Vatan Caddesi’nde kendisi için yapılan anıt mezara taşındı. Menderes’in 1958 yılında hizmete açtığı bu caddenin adı 1994 yılında dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teklifiyle Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirildi.
Menderes’in adı, İzmir’deki uluslararası havalimanına (Adnan Menderes Havalimanı), Aydın’da kurulan üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi), İstanbul’daki Adnan Menderes Bulvarı, Adana’da ise kendi yaptırdığı Seyhan Barajı’nın gölü kıyısındaki Adnan Menderes Bulvarı dahil Türkiye’nin birçok şehrinde çeşitli caddelere verildi.
REF: Haber Revizyon Dergisi Eylül 2013 // 15 Eylül 2013 Pazar, 14:09